Şizofreni seyir özelliği bakımından diğer dahili hastalıklara benzemekle beraber, belirtilerinin ağır ve süregen olması ve hastanın yanısıra yakın (bazen uzak çevresini bile) etkilemesi bakımından, onlardan farklı bir hastalıktır. En hafif seyirli olanı bile hastanın işlevselliğinde bir miktar bozulmaya neden olur. Hele de orta/ağır seyirli bir şizofreni hastasının sosyal ve mesleki işlevselliği ciddi şekilde bozulur, üretken olması, para kazanması, aile kurması çoğu zaman mümkün olmaz. İlaç tedavisi ile belirtilerin -en azından belirli düzeylerde- kontrol altına alınması mümkün olabilir. Ancak hastaların önemli bir kısmının ilaç uyumu iyi değildir. Bunun bir sebebi hasta olduklarını reddetmeleri ise ikinci bir sebebi de kullanılan ilaçların hemen hepsinin, gerçekten tahammül edilmesi güç yan etkileri olmasıdır. Bir hastanın yan etkilerine rağmen bu tür bir ilacı kullanması için “ilacın sağlığına iyi geleceğini” düşünerek yan etkilerine “katlanma sabrını ve basiretini” göstermesi gerekir. Bu ise psikolojide “ego” olarak tanımlanan kavramla ilgili bir beceridir ve şizofreni tanılı hastalarda genellikle ego işlevleri de ciddi şekilde bozuktur. Bu nedenle hastaların ilaçların yan etkilerine katlanmalarını ve sabretmelerini beklemek fazla iyimserliktir. Yine de bu konuda yapılacak bilgilendirme ve telkinler hastaların ilaç tedavisine uyumlarını artırmaktadır.
Şizofreni nadiren tipik belirtileri ile ani başlayan bir hastalıktır. Tipik belirtiler çıkıp da psikoz tablosu tüm yönleriyle belirginleşmeden önce hastalar genellikle birkaç ayla birkaç yıl arasında süren bir prodrom dönemi gösterirler. Çoğu kez lise yıllarına rastlayan bu dönemde delikanlı veya genç kızda içe kapanma, aşırı çekingenlik, akranları ile sosyal ve duygusal ilişkiler kuramama, ders başarısızlığı, genel anlamda ilgi ve istek kaybı, derbederlik, kendine bakmama, temizliğe ve kılık kıyafete özen göstermeme, tuhaf ve saçma konulara ilgi duyma, kendi kendine gülme-konuşma vb. durumlar olabilir. Ebeveynler çoğu kez bu durumu hastalığa yormak yerine ergenlik bocalaması olarak değerlendirirler. Hastalık genellikle ilk psikoz halinin ortaya çıkması ve ilk alevlenmeyle birlikte fark edilir. Doktora müracaat da bu dönemde gerçekleşir.
Psikoz “gerçeği değerlendirmenin” bozulduğu bir ruh halidir. Psikotik kişi kendi zihnindeki (iç dünyasındaki) bazı yaşantılarla, gerçekte olanları birbirine karıştırır. Bir başka ifade ile zihinsel (hayal/fantazi) olanla geçek olanı ayırt edemez. Zihnindeki bazı süreçleri dış gerçekliğe aitmiş gibi yaşama eğilimi gösterir. Bu olgu iki tür belirtiye neden olur: varsanılar (halüsinasyonlar) ve sanrılar (hezeyanlar).
Varsanılar algı bozukluklarıdır. Sağlıklı insanlarda algılama olması için bir uyaran olması gerekir. Hasta bireyde ise uyaran olmaksızın algılama olur. Hemen her türlü duyu alanında olabilmekle birlikte varsanılar, en çok işitsel alanda gerçekleşir. Başka psikiyatrik hastalıklarda da işitsel varsanılar olmakla birlikte şizofreni için tipik olan işitsel varsanılar hastanın “kendisi hakkında konuşan kişilerin seslerini duyması” ya da “kendisi hakkında yorum yapan sesler duyması” şeklindedir. Bazen emir tarzında sesler de duyulabilir ki bu seslere itaat ettiğinde, hastanın kendisi ya da çevresi için tehlikeli eylemlerde bulunması riski vardır. İşitsel varsanıların dışında daha nadir olarak diğer duyu alanlarında da varsanılar olabilir.
Sanrılar düşünce bozukluklarıdır. Hastanın sahip olduğu “yanlış inanç sistemleri” olarak tanımlanabilir. Şizofreni hastalarında en sık görülen sanrılar “perseküsyon” ve “referans” sanrılarıdır. Perseküsyon sanrısı olan hasta, kişi(ler) ya da örgüt(ler) tarafından kendisine ya da sevdiklerine kötülük yapılacağına inanır. Takip edilme, izlenme, telefonlarının dinlenmesi, evine kamera ve mikrofon yerleştirilmesi vb. iddialar bu sanrıya sahip hastaların en sık dile getirdikleri temalarıdır. Hastalık öncesi dönemde henüz psikoz hali tam olarak ortaya çıkmamış durumda iken, delikanlının ya da genç kızın insanların bakışlarından rahatsız olması, “bana kötü kötü bakıyorlar….yolda yürürken herkes bana bakıyor…” tarzındaki ifadeleri, ileride gelişecek perseküsyon sanrılarının habercisi olabilir. Referans sanrısı olan hastalar ise kendileri ile ilgili olmayan, sıradan, alelade, nötr olaylara veya durumlara, sanki kendileri ile ilgiliymiş gibi tepki verirler. Kendi aralarında konuşan, gülen insanlar onun hakkında konuşuyorlardır, ona gülüyorlardır…. üst kattaki komşu gürültüyü kendisi rahatsız olsun diye özellikle yapıyordur…. gazete ve televizyon haberleri onunla ilgilidir… TV spikeri haberleri sunarken ima yolu ile ona gönderme yapmıştır, TV filminde kendi hayatı canlandırılıyordur vb. temalar referans sanrılarında sık rastlanan temalardır. Şizofreni tanılı bir hasta için tipik olan sanrılar arasında:
- Düşüncelerinin başka insanlar tarafından okunması,
- Aklından geçenlerin başkaları tarafından bilinmesi
- Düşüncelerinin çalınması
- Davranış ve düşüncelerinin başkaları tarafından kontrol edilmesi
- Uzaktan kumanda ile yönlendirilmesi
gibi sanrılar da yer alır. Bunların dışında göreli olarak daha seyrek rastlanan ve şizofreni dışında başka psikiyatrik hastalıklarda da görülebilen diğer sanrı türleri aşağıda özetlenmiştir.
-
Erotomanik sanrılar: Biri tarafından sevilme, aşık olunma.
-
Bedensel/somatik/hipokondriyak sanrılar: Bedensel bir hastalığı olduğuna inanma.
-
Suçluluk, günahkarlık sanrıları: Ufak tefek yanlışlarından dolayı ya da kendisi ile ilgisiz olaylardan/durumlardan dolayı kendini suçlama, günahkar olduğuna inanma.
-
Büyüklük sanrıları: Hastanın kendisine olağandışı olumlu özellikler atfetmesi durumu.Küçüklük sanrıları: Hastanın kendisine olağandışı olumsuz özellikler atfetmesi durumu.
-
Keşif sanrıları: Olağanüstü bir keşif yaptığına inanma.
Varsanı ve sanrı dışında şizofreni hastalarında görülen diğer belirtiler şunlardır:
Konuşma bozuklukları (dezorganize konuşma)
-
Raydan çıkma: Konudan sapmak.
-
Ayrıntıcılık: Gereksiz ayrıntılara girmek.
-
Teğetsellik: Bir türlü ifade etmek istediği fikri ifade edemeyerek sürekli etrafında dolaşıp durmak.
-
Perseverasyon: Temcit pilavı gibi evirip çevirip aynı şeyi söylemek.
-
Verbijerasyon: Aynı kelimeyi, cümleyi veya ifadeyi sürekli tekrarlamak.
-
Klang Çağrışım: Çağrışımların birbirlerini anlam bakımından tamamlamak yerine ses benzerliği esasında takip etmesi durumu.
-
Neolojizm: Dilde karşılığı olmayan anlamsız kelimelerin kullanılması.
-
Ekolali: Karşısındakinin sözlerini tekrarlama.
-
Fikir Uçuşması: Konuşurken çok hızlı konu değiştirme, adeta daldan dala atlama
-
Enkoherans: Konuşmanın tamamen anlaşılamaz, takip edilemez bir hal alması, abuk sabuk konuşma, adeta laf salatası durumu.
Davranış bozuklukları (dezorganize davranış)
Psikomotor eksitasyon: Aşırı hareketlilik, taşkınlık.Psikomotor retardasyon: Aşırı durgunluk, yavaşlama.Stereotipi: Bir hareketi sürekli tekrarlama.Ekopraksi: Karşısındakinin hareketini tekrarlama.Katatonik stupor: Hareketsiz bir şekilde konuşmadan, yemeden içmeden saatlerce, günlerce yatma.Katatonik Balmumu: Bir başkasının vucuduna verdiği bir pozisyonu uzun süre muhafaza etme.Katatonik Rijidite ve Negativizm: Katatonik balmumunun aksine, eklemlerinin hareket ettirilme gayretine karşı aşırı direnç gösterme. Katatonik Postür: Belirli bir vücut pozisyonu edinerek bunu uzun süre muhafaza etme.
Şizofrenide görülen belirtilerin pozitif ve negatif belirtiler olarak iki grupta ele alınması genel kabul gören bir yaklaşımdır. Sağlıklı insanlarda görülen normal ruhsal süreçlerde “aşırılık/fazlalık” ile karakterize olan belirtilere pozitif belirtiler (örn: algılamada aşırılık sonucu ortaya çıkan varsanılar ya da düşüncede aşırılık ile karakterize sanrılar gibi), “azalma ya da kaybolma” ile karakterize belirtiler ise negatif belirtiler olarak bilinir. Şimdiye kadar (yukarda) sıralanan belirtiler bu tanımdan da anlaşılacağı gibi pozitif belirtilerdir.
Negatif belirtiler ise aşağıda özetlenmiştir.
Dikkat eksikliği: Sağlıklı insanlarda öğrenme ve öğrendiğini akılda tutma (bellek) dikkat sayesinde gerçekleşir. Şizofreni tanılı hastalarda sıklıkla görülen dikkat eksikliği bu hastalardaki öğrenme bozukluğunun dolayısı ile okul ve iş başarısızlığının en önemli nedenidir.
Duygulanımda sığlaşma/küntleşme: Sağlıklı bireyler çevrede olan olayların veya maruz kaldıkları uyaranların iç dünyalarında neden olduğu duygusal değişiklikleri, uygun jest ve mimiklerle ifade etme becerisine sahiptir. Örneğin bir şeye sevindiğimizde, üzüldüğümüzde, kızdığımızda, korktuğumuzda, kaygılandığımızda…. hissettiğimiz duygu, jestlerimize ve mimiklerimize yansır. Keza konuşurken söylediklerimizi konuşma hızı, ses tonu, jest ve mimikle destekleriz. Oysa şizofreni hastalarında bu kapasite azalmış hatta bazen yok olmuştur. Jest ve mimikler çok az kullanılır. Yüzde bir “ifade eksikliği” dikkati çeker. Hastanın yüzünde adeta “maske” vardır.
Düşünce içeriğinde fakirlik (aloji): Sağlıklı bireyler herhangi bir konuda konuşurken, eğitim düzeyleriyle az çok ilgili olmakla birlikte (bundan oldukça bağımsız olarak), yeterli fikir üretimi, dolayısı ile yeterli bir konuşma yapabilirler. Şizofreni hastalarında ise fikir üretimi azalmıştır. Bu nedenle çoğu hasta ile akıcı bir konuşma/sohbet gerçekleştirilemez. Konuşma çoğu kez soru/cevap tarzında ilerler. Hasta sorulan bir soruya kısa -bazen tek bir cümle hatta kelime ile- cevap verir ve susar. Onu konuşmaya teşvik etmek, yeniden soru sormak hatta soruyu açmak, üstelemek gerekebilir.
Yaşamdan keyif/zevk alamama (anhedoni): Sağlıklı bireylerin yaşamdan zevk almaları için çok olağandışı olaylar yaşamaları gerekmez. Lezzetli bir yemek, güzel bir manzara, bir dostla yapılan sohbet, alınan ufak bir hediye, okunan bir kitap, seyredilen bir film, yorgun geçen bir günün ardından bir kanapeye uzanma vb. pek çok ayrıntı o anda bilinçli olarak farkında olmasa da bireye keyif verir. Mutluluk bir bakıma bu küçük keyiflerin toplamıdır. Şizofreni hastaları ise zevk alma kapasitelerini adeta yitirmişlerdir. Çok özel anlardan, durumlardan bile keyif alamazlar. Pek çok hastadan “hiçbir şey hissetmiyorum…kendimi odun gibi hissediyorum….ne sevinebiliyorum ne üzülebiliyorum…” şeklinde ifadeler duyulabilir.
İstenç eksikliği (avolisyon) ve okulda/işde sebatsızlık: Sağlıklı bireylerin yaşamda kısa orta ve uzun vadede hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için de planları vardır. Hedeflerine ulaşmak için bu plan doğrultusunda hareket ederler. Günlük yaşamın gerektirdiği sıradan işler için bile belirli bir istek, azim ve irade gerekir. Sabahları güne başlamak için erken kalkmak, tıraş olmak, yıkanmak, makyaj yapmak, okula ya da işe gitmek için evden çıkmak, gün boyu okulda derse girmek ya da işte (ya da evde) çalışmak ve bütün bu süreçlerde karşılaştığımız zorluklara göğüs germek, vazgeçmemek ancak istenç sahibi olmakla olasıdır. Oysa şizofreni hastalarında istenç azdır ya da yoktur. Değil uzun vadeli hedeflere yönelik, günlük basit işlere yönelik eylemleri bile başlatamazlar ya da başlatsalar bile sürdüremezler. Okulda ve işte sebatsızlığın en önemli sebebi istenç eksikliğidir.
Sosyal ve duygusal içeçekilme: Sağlıklı bireyler günlük yaşamın gerekleri çerçevesinde akranları, komşuları, akrabaları ve eş-dostları ile en azından asgari bir ilişki içerisindedirler. Okulda ve işte sürdürülen ilişkilerin yanı sıra, okul ve iş dışında akşamları, hafta sonları, tatil günleri bu ilişkiler sürer. Kişi bu ilişkiler sırasında belirli bir duygusal paylaşımda da bulunur. Gıdalar nasıl vücudun beslenmesini sağlarsa, psikolojimiz de bu tür ilişkilerden beslenir. Oysa şizofreni hastaları sosyal ve duygusal ilişkilerden kaçınırlar. Kendileri başkalarıyla ilişki kuramadıkları gibi başkalarının kendilerine yaklaşmalarına da izin vermezler. Yalnız yaşarlar. Bu yalnızlık bazen insan ilişkisini istememekten ama çoğu zaman “becerememekten” dolayıdır. Etraflarında adeta görünmez bir duvar vardır. İnsan ilişkilerinde uzak ve soğuk olarak algılanırlar.
Kendine bakım noksanlığı: Sağlıklı insanlar ait oldukları sosyal ve kültürel çevre ile uyumlu olacak şekilde ve ekonomik durumlarının izin verdiği ölçüde temizliklerine, giyim ve kuşamlarına özen gösterirler. Tıraş olmak, diş fırçalamak, yıkanmak, makyaj yapmak, yaşadıkları odayı, oturdukları evi, temiz ve tertipli tutmak vb. faaliyetler herkesin günlük rutini içerisindendir. Oysa şizofreni hastaları sahip oldukları sosyokültürel ve sosyoekonomik koşulların gerektirdiği öz bakımı gösteremezler . Kendi hallerine bırakıldıklarında günlerce hatta aylarca yıkanmazlar, dişlerini fırçalamazlar, elbiselerini değiştirmezler. Yaşadıkları mekanların temizlik, tertip ve düzenlerine de özen göstermezler. Bunları yapmaları için yakınlarının ısrarları ya da zorlamaları gerekir. Bazı hastalar odalarını veya evlerini çerçöple doldurabilir.
