Depresyon en sık rastlanan ruhsal rahatsızlıktır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Her 5 kadından birinin ve her 10 erkekten birinin yaşamı boyunca en az bir depresyon atağı yaşadığı bilinmektedir. Gerek yaygınlığı gerekse neden olduğu işgücü kaybı bakımından önemli halk sağlığı sorunlarındandır.
Depresyonu olan insanların büyük bir kısmı -özellikle belirtileri hafif düzeyde ise- yaşadıkları ruh halinin bir hastalık olduğunu fark etmezler ve tedavi girişiminde bulunmazlar. Oysa ilk depresyon atağının iyi bir şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır. Depresyon tekrarlayan bir hastalıktır ve her atak bir sonrakinin ortaya çıkışını kolaylaştırır. Depresyon tedavi edilebilen ve belki de tüm ruhsal bozukluklar içerisinde tedaviye en iyi yanıt veren hastalıktır.
Depresyon kişinin hem psikolojik hem sosyal hem de fiziki durumunu etkileyen bir hastalıktır. Yeme-içme ve uyku alışkanlıklarından sosyal ilişkilerine kadar çok geniş bir yelpazede kişiyi etkiler. Kişinin kendini ve dünyayı algılayışını derinden etkiler. Depresyon basit bir bungunluk halinden öte bir durumdur. Depresyon çoğu zaman kişinin hem kendisi, hem de çevresi tarafından kişisel bir güçsüzlük ve zayıflık olarak görülür ki bu doğru değildir. Kişi sadece kendi gayreti ile bu durumdan kurtulma çabası gösterdiğinde gereksiz yere enerji harcamış ve vakit kaybetmiş olur. Elbette ki iyileşme yolunda hastanın kendi gayreti önem taşır fakat depresyon tıbbi bir hastalıktır ve ilaç kullanmayı gerektirir.
Depresyonda en temel olgu anerji halidir. Pek çok depressif hasta kendini “pili bitmiş gibi” hisseder ve tanımlar. Anerji başlıca iki olguya neden olur: “isteksizlik” ve “yavaşlama“. Her iki olgu da yaşamın her alanına yansır.
Fizyolojik alanda uyku ve iştah bozuklukları, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük, kabızlık, ağız kuruluğu ve hareketlerde yavaşlama görülebilir. Depresyon için tipik olan uyku bozukluğu “erken sabah uykusuzluğu” şeklindedir. Uykuya dalmada pek güçlük çekmeyen hasta, sabaha karşı uyanır ve bir daha da uyuyamaz. Şiddetli anksiyete ile birlikte uykusuz geçen bu saatler hasta için günün en kötü saatleridir. Nadiren aşırı uyuma da olabilir. Depressif hastaların iştahlarında ender olarak aşırılık olmakla birlikte çoğunlukla iştahsızlık görülür. Yemeden içmeden kesilen pek çok hasta hızla kilo kaybeder.
Psikolojik alanda en önde gelen olgu yaşamdan alınan zevkin azalması/kaybolması halidir. Anhedoni denilen bu durum depressif ruh halinin başlıca göstergesidir. Eskiden zevk aldığı pek çok iş ve uğraş, kişiye zevk vermediği gibi adeta eziyet olur. Kolaylıkla üstesinden geldiği işler gözünde büyür, külfet gibi gelmeye başlar. Kişinin ruh haline neşesizlik ve keyifsizlik hakim olur. Sık sık ağlama görülebilir. Depresyondaki kişinin kendine verdiği değer azalır. Benlik saygısında düşme olur. Kendine olumsuz özellikler atfeder. Aptaldır, çirkindir, beceriksizdir, işe yaramazdır vb. Kendini sevilmeye sayılmaya değmez bulur. Bu nedenle kendine güveni de azalır. Karasız olur. Günlük sıradan işlerde bile (giyinmek için kıyafet seçimi, hangi yemeğin yapılacağı vb. durumlarda) karar vermesi zorlaşır. Geçmişteki ufak tefek hatalarını büyütür. Bunları tekrar tekrar hatırlar ve pişmanlık, suçluluk hatta günahkarlık düşüncelerine boğulur. Geleceğe yönelik karamsardır. Çaresizlik ve umutsuzluk benliğini kaplar, “sanki gün günden kötü gelecek” ya da “her şey kötüye gidecek” beklentisi içindedir. Yaşamı o kadar çekilmez bulabilir ki, bu duygu ölüm düşüncelerine, ölme isteğine, hatta intihar düşünce ve girişimine neden olabilir. Depresyona bazen sanrı ve varsanı gibi psikotik belirtiler de eşlik edebilir. Depresyonda görülen sanrı ve varsanıların içeriği hemen her zaman çökkün duygudurum ile uygunluk gösterir.
Sosyal alanda ise en tipik olgu içe kapanma “kabuğuna çekilme” halidir. Depressif kişi insanlardan uzaklaşır. eş-dost, arkadaş ve akrabaları ile görüşmek istemez. Kendisini arayanları bahaneler bulup atlatmaya çalışır. Az konuşur. Giyim-kuşamına özen göstermez. Aynı kıyafetle günlerce dolaşabilir. Banyo yapmak, tıraş olmak, makyaj yapmak gibi basit işleri bile zor geldiğinden yapamayabilir. Öz bakımını ihmal edebilir.
Bütün hastalıklarda olduğu gibi depresyonda da hastalık şiddeti hastadan hastaya değişiklik gösterebilir. Herhangi bir kişide depresyonun varlığından söz etmek için yukarıdaki tablonun tüm ayrıntıları ile mevcut olması şart değildir. Bu belirti ve şikayetlerin bir bölümünün kişinin sosyal ve mesleki işlevselliğini ve gündelik yaşamını etkileyecek şiddette olması yeterlidir.
